Don volga kabalı projesi ne için yapıldı?Don volga kanalının amacı ne idi ? Don Volga projesi hangi paşanın projesi idi ? Ne zaman yapıldı ? Sokullu Mehmet Paşanın çılgın projesi hayata geçtimi ? Hepsi haberin detaylarında


Osmanlı’nın muhteşem sultanı Kanuni, son bir sefer için geldiği Zigetvar’da hastalanıp yatağa düşmüştü.
Çetin geçen seferde surlar aşılmış; fakat iç surlara çekilen kale komutanı Zrınyi gerçekleştirdiği huruç saldırılarıyla Osmanlı askerine ciddi kayıplar verdirmişti.
Sokullu Mehmed Paşa, siperlerin içinde askerle beraber kuşatmanın akim kalmaması için elinden gelen mücadeleyi gösteriyordu; kale düşmek üzereyken Sokullu, Sultan Süleyman’ın otağına çağrıldı.
Ürünlere göz atın
Osmanlı’nın muhteşem sultanı Kanuni, son bir sefer için geldiği Zigetvar’da hastalanıp yatağa düşmüştü.
Çetin geçen seferde surlar aşılmış; fakat iç surlara çekilen kale komutanı Zrınyi gerçekleştirdiği huruç saldırılarıyla Osmanlı askerine ciddi kayıplar verdirmişti.
Sokullu Mehmed Paşa, siperlerin içinde askerle beraber kuşatmanın akim kalmaması için elinden gelen mücadeleyi gösteriyordu; kale düşmek üzereyken Sokullu, Sultan Süleyman’ın otağına çağrıldı.
Osmanlı Devleti’nin en muktedir ismi Kanuni Sultan Süleyman’ın göğsü soğuk ve keskin bıçaklarla yarılarak iç organları çıkartıldı ve çok az kişinin katıldığı bir törenle bilinmeyen bir yere gömüldü. Vücudu ise tekrar dikilerek, Sultan yatağına yatırıldı.
Tüm bu süreçlerin arkasındaki Sokullu Mehmed Paşa soğukkanlılığını koruyarak, ucunda boynunun vurulması söz konusu olan bu oyunu sonuna kadar götürmeye kararlıydı.


8 Eylül günü Osmanlı askeri kaledeki son direnişi de kırarak Zigetvar kalesini fethetmeyi başardı.
Zafer kutlamaları arasında Yeniçeri askerleri Sultan Süleyman’ı beklerken Sokullu Mehmed Paşa huzura geldi.
Yeniçeri askerine uzun ve ateşli bir konuşma yapan Sokullu, askerlere Selim oğlu Sultan Süleyman’ın hayata gözlerini yumduğunu ilan etti.
Şehzade Selim bölgeye varmış ve ipleri eline almayı başarmıştı; ama tüm bu süreçte Sokullu Mehmed Paşa ölümü pahasına Sultan İkinci Selim’in tahta çıkmasını sağlamıştı.
Üstelik Zigetvar seferinin de akim kalmasının önüne geçmiş ve zafer sonrası Yeniçeri askerleri üzerindeki karizması sayesinde herhangi bir taşkınlığın meydana gelmesinin önüne geçmişti.
Sultan İkinci Selim, Sokullu Mehmed Paşa’nın bu fedakarlığını görmezden gelmedi ve bu sayede Sokullu’nun devletin iki numaralı ismi olmasının önünü açtı.
Böylesi büyük fedakarlıklarla iktidarı ele alan Sokullu’nun, Marmara’dan Kızıldeniz’e birçok kritik bölge için düşündüğü “çılgın” projeleri itibarını kaybetmesine sebep olacaktı.
Bunlardan bir tanesi de yapımı Kanuni Sultan Süleyman döneminde planlanan Sapanca-İzmit hattı üzerinde inşa edilecek kanaldı.
Sokullu Mehmed Paşa’nın gündeme getirdiği tek proje, İzmit üzerinden bir kanal inşa edilmesi değildi.
Don Volga ve Süveyş kanallarının yapılması da Sokullu Mehmed Paşa tarafından gündeme getirilmiş; fakat Don Volga’yı Ruslar, Süveyş Kanalı’nı ise Fransızlar inşa etmişti.
Asıl sorulması gereken soru ise, bu projelerin tartışıldığı dönemde dünyanın büyük ekonomik ve askeri gücü olan Osmanlı’nın bu teşebbüslerinin neden akim kaldığıydı.
Süveyş Kanalı Projesi, Sokullu Mehmed Paşa’nın fikriydi :
Osmanlı Devleti, Karadeniz ve Akdeniz’de Avrupalı düşmanlarıyla giriştiği deniz muharebelerinde önemli bir üstünlük elde etmişti; fakat Hint bölgeleri ve Arap Yarımadası özellikle Portekizli yağmacıların tehdidi altında bulunuyordu.
Bu bölge üzerinde Osmanlı’nın kontrol sağlamak istemesinin tek sebebi ekonomik ve siyasi sebepler değildi.
Medine bölgesinde bulunan Hazreti Muhammed’in naaşı ve Mekke’de bulunan Kabe ciddi bir tehdit altındaydı.
Haçlı işgalleri sırasında Hazreti Muhammed’in na’şının çalınması tehdidine karşı Ünlü Türk Komutan Nureddin Zengi mezarın etrafını kurşunla kaplamıştı.
Oysa henüz Yavuz Sultan Selim döneminde Amiral Alfonso d’Albuquerque’nun korkunç planı Osmanlı Sarayı’nı dehşete düşürmüştü.
Buna göre Cidde bölgesi işgal edilerek Hazreti Muhammed’in naaşı kaçırılarak Vatikan’a götürülecekti.
Amiral Alfonso d’Albuquerque yaklaşık 7 sene boyunca sessiz ve derinden sürdürdüğü planını hayata geçirmek 1517 yılında Cidde bölgesine doğru şiddetli bir saldırı başlattı.
Mekke ve Medine bölgesinin önünde tek ve son kale olan Cidde’nin düşmesi durumunda ne Kabe’yi ne de Hazreti Muhammed’in kabrini koruyabilecek başka bir güç olmayacaktı.
Uzun yıllar üzerine çalışılmış planını hayata geçirmek üzere bölgeye gelen Amiral Alfonso d’Albuquerque, bir yıldırım harekatıyla çok kısa bir süre içinde bölgeyi işgal ederek Kabe’yi yıkıp ardından Medine’ye geçerek Hazreti Peygamberin na’şını çalacaktı.
Mısır üzerinden herhangi bir kanal olmaması sebebiyle Osmanlı donanmasının bölgeye Kızıldeniz üzerinden ulaşmasının imkanı yoktu.
Amiral Alfonso d’Albuquerque’nun geliştirdiği planda Avrupalıların hesaplayamadığı nokta ise Arapların bu direniş sırasında Osmanlı askerleri ile iş birliğine gitmesi oldu.
Sınırlı sayıdaki Osmanlı askeri yerel halkın da direnişe destek vermesiyle Cidde bölgesinin Avrupalıların eline geçmesini engelledi.
Bu sayede Kabe ikinci bir Ebrehe vakasından korunurken Hazreti Muhammed’in na’şının Avrupa’ya kaçırılmasının önüne geçilmiş oldu.
Yine de bu korkunç plan Osmanlı’ya ne pahasına olursa olsun donanmasıyla Kızıldeniz’de olması gerektiğini öğretmişti.
1568 yılında Sokullu Paşa’nın ısrarları üzerine İkinci Selim, Mısır Beylerbeyi’ne bölgede bir kanal açmanın maliyetinin ne olacağını soran bir ferman gönderdi.
Oysa proje bir şekilde durduruldu ve Osmanlı’nın Avrupalı tehdidine karşı açmak istediği kanal bir Avrupa devleti olan Fransızlara nasip oldu.
Kanal-İstanbul İzmit’e mi yapılmalı?
Sokullu Mehmed Paşa, İzmit bölgesine bir kanal inşa etmesinin en önemli sebebi bölgedeki keresteleri İstanbul’a ulaştırmaktı.
Bugün böyle bir ihtiyacın söz konusu olmadığını göz önüne aldığımızda kanalın Körfez bağlantısı üzerine inşa edilmesinin bir mantığı bulunmuyor.
Ayrıca Kanal İstanbul’un en önemli motivasyonu gemilerin geçiş sürelerini kısaltmak olduğunu göz önüne aldığımızda Çanakkale Boğazı’na giden yolun neredeyse iki katına çıktığını görüyoruz.
Ayrıca bölgenin iklimini ve kıyıların fiziki olanaklarını göz önüne aldığımızda inşa edilecek kanalın turizm gelirlerinden de büyük bir fedakarlık yapılmasını zorunlu kılacağını görürüz.
Öte taraftan, İstanbul’da başta Terkos olmak üzere tatlı su kaynaklarının büyük bir tehdit altında kalacağı ve çıkacak hafriyatın nereye taşınacağı gibi sorunları göz önüne alırsak kanalın Körfez bağlantısı üzerine inşa edilmesinin daha büyük bir avantaj sağlayacağını söyleyebiliriz.