Salı, Temmuz 16, 2024

Özavcı: “Sultan II. Mahmud ve vezirleri, Yunan İsyanı’nı yanlış değerlendirdi”

Share

- Reklam -

Ozan Özavcı tarafından kaleme alınan ve Journal of Modern European History isimli dergide yayınlanan “The Ottoman Imperial Gaze: The Greek Revolution of 1821–1832 and a New History of the Eastern Question” başlıklı makale, 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun Yunan İsyanı’nı bastırma çabalarını ve dönemin önde gelen devletlerinin müdahalelerini önleme girişimlerini mercek altına alıyor. Makale, Sultan II. Mahmud ve Osmanlı vezirlerinin, isyanı kesin bir şekilde bastıramamalarının ve diplomatik yollarla büyük güçlerin müdahalesini (Rusya, İngiltere ve Fransa) savuşturamamalarının nedenlerini irdeliyor.

Makalede Osmanlı yöneticilerinin, Yunan devrimine ve büyük devletlerin tekliflerine karşı tepkileri, padişahların içinde bulunduğu güvensizlik ve şiddet eğilimleri ele alınıyor. Ayrıca, Osmanlı pozisyonunun tarih yazımında ihmal edilmiş olmasına karşı bir kontrpuan yaklaşımıyla, hem Avrupalı hem de Osmanlı aktörlerin ajansını aynı analitik çerçevede değerlendiriyor. Bu çerçeve, 1827’deki Büyük Güç müdahalesine kadar gelişen süreçte Osmanlı vezirlerinin neden Avrupa devletlerinin Yunan devrimcileriyle arabuluculuk yapma tekliflerini reddettiğini açığa çıkarıyor.

- Reklam -

Yunan Devrimi’nin, Osmanlı İmparatorluğu’nun iç ve dış politikalarını nasıl etkilediğine dair derinlemesine bir analiz sunan Özavcı, devrimin Osmanlı iç siyasetindeki güç yapılarını nasıl etkilediğini ve devrime Osmanlı elitlerinin nasıl tepki gösterdiğini detaylarıyla aktarıyor.

Sultan II. Mahmud döneminde yaşanan iç çatışmalar ve bu çatışmaların devrim üzerindeki etkileri, çalışmanın odağını oluşturuyor. Makale, Osmanlı elitlerinin Yunan Devrimi’ni ve onun getirdiği zorlukları nasıl algıladığını ve bu algının Osmanlı İmparatorluğu’nun sonraki dönemlerine nasıl yansıdığını gözler önüne seriyor.

“Yunan Devrimi’nin yanlış değerlendirilmesi, sonraki dönemlerde yaşanan zorluklarının tohumlarını ekti”

Ozan Özavcı’nın araştırmasına göre, Osmanlı İmparatorluğu’nun 19. yüzyılın başlarında Yunan Devrimi’ne tepkisi, ciddi yanılgılar ve yanlış anlaşılmalar ile dolu bir süreci içeriyordu. Makalesinde Özavcı, Osmanlı elitlerinin devrimi baştan sona yanlış değerlendirdiğini ve bu durumun, imparatorluğun sonraki dönemlerde karşılaşacağı zorlukların tohumlarını ektiğini belirtiyor.

- Reklam -

Özavcı’ya göre, Sultan II. Mahmud ve dönemin Osmanlı vezirleri, Yunan Devrimi’ni yalnızca Rusya’nın bir komplosu olarak gördüler. Bu yanlış algı, Osmanlı yönetiminin, Yunan halkının ulusal özgürlük taleplerini anlamasını engelledi ve devrime karşı aşırı şiddet kullanılmasına neden oldu. Bu şiddet sarmalı, Avrupa’daki kamuoyunun dikkatini çekti ve sonuçta Büyük Güçlerin müdahalesine yol açtı.

Makalede ayrıca, Osmanlı’nın iç ve dış politikadaki yanılgılarının, imparatorluğun zayıflamasında ve diplomatik manevra kabiliyetinin kısıtlanmasında etkili olduğu vurgulanıyor. Osmanlı liderlerinin devrimi yanlış değerlendirmesi, sadece askeri ve siyasi sonuçlar doğurmakla kalmamış, aynı zamanda Osmanlı’nın uluslararası alandaki itibarını ve etkinliğini de olumsuz yönde etkilemiştir.

Özavcı’nin çalışması, Osmanlı İmparatorluğu’nun modern tarihini ve özellikle Yunan Devrimi’ne verdiği tepkileri yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Sultan II. Mahmud ve vezirlerin kararlarının, imparatorluğun daha sonraki dönemlerde karşılaştığı iç ve dış zorluklarla doğrudan ilişkili olduğunu belirten Özavcı, bu tür yanılgıların gelecek nesiller için önemli dersler içerdiğini ifade ediyor. Osmanlı tarihinin bu kritik döneminin, imparatorluğun çöküş sürecindeki dinamikleri ve uluslararası ilişkilerdeki yerini daha iyi anlamak için detaylı bir şekilde incelenmesi gerektiğini savunuyor.

Osmanlı Elitlerinin Bakış Açısı

Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetici elitleri, Yunan Devrimi ve Avrupa Büyük Güçlerinin müdahaleleri konusunda oldukça katı bir tutum sergilediler. Makalede belirtildiği üzere, Osmanlı elitleri, bu konuda Büyük Güçlerin ‘sözlü ya da fiili olarak müdahale etme hakkı olmadığını’ düşünüyorlardı. Bu sebeple, Osmanlı Devleti (Bab-ı Ali), Avrupa devletlerinin girişimlerine karşı genellikle ilgisiz kalmış ve hatta bu talepleri sürekli olarak kesin bir şekilde reddetmiştir.

Londra Antlaşması imzalanmadan önce, Osmanlı kabinesi, Büyük Güçlerin elçilik toplantılarını ve bu toplantılarda antlaşmanın maddelerine karar verme süreçlerini dikkatle takip ediyordu. Bu süreçler, özellikle Akdeniz’deki filolarını Mısır’a karşı bir baskı aracı olarak kullanma, gerekirse Yunanistan’ın bağımsızlığını onaylama ve ilan etme ve İstanbul’dan büyükelçilerini çekme gibi konuları içeriyordu. Osmanlı vezirleri, Avusturya ve Prusya diplomatlarının bu planlara karşı çıktığını biliyordu; ancak aynı zamanda, Avrupa devletlerinin ittifakının Osmanlı Devleti için kayıtsız kalması gereken bir konu olduğuna ikna olmuşlardı çünkü Osmanlı’nın kendi iç işleriyle meşgul olması ve zaten birçok kez Büyük Güçlere kesin cevaplar vermiş olması gerekiyordu.

Osmanlı liderleri, “tüm dünya bir araya gelse bile,” Sultan ve vezirlerinin Avrupa’nın koşullarını kabul etmeyeceği konusunda net bir tavır sergiliyorlardı. Araştırmacıya göre bu, Osmanlı’nın uluslararası diplomaside izlediği bağımsız ve çoğu zaman inatçı politikanın bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Bu tutum, Osmanlı’nın hem iç dinamiklerini hem de dış politikasını etkileyen önemli bir faktör olarak ortaya çıkmaktadır ve imparatorluğun Avrupa devletleriyle olan ilişkilerini şekillendirmede belirleyici olmuştur.

Osmanlı’nın Yunan Devrimi’ne Tepkisi

Makale, Osmanlı yöneticilerinin Yunan Devrimi’ne tepkilerinin, derinlemesine ontolojik güvensizlikler ve Rusya’nın müdahalesi korkusu ile şekillendiğini belirtiyor.

Sultan II. Mahmud ve dönemin Osmanlı bakanları, devrimin sadece bir isyan olmadığını, aynı zamanda Rusya’nın genişleme politikalarının bir parçası olarak gördüler. Bu nedenle, Yunan isyanını bastırmak için şiddet kullanımı dahil olmak üzere, sert tepkiler gösterildi.

Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa Büyük Güçleri ile karmaşık ilişkileri, Yunan Devrimi’nin seyrini belirleyen önemli faktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Özavcı, Osmanlı diplomatlarının çeşitli Avrupa başkentlerindeki manevralarını ve bu süreçte yaşanan başarısızlıkları, arşiv kaynaklarına dayanarak detaylandırıyor.

İç Mekanizmalar ve İmparatorluk Yönetimi

Padişah ve Paşalar Arasındaki Rekabet

Makale, Sultan II. Mahmud döneminde yaşanan iç rekabet ve güç mücadelelerine dikkat çekiyor. Yönetim içindeki çekişmeler ve güç dengelerinin sürekli olarak değiştiği bir dönemde, Yunan Devrimi’nin nasıl bir kırılma noktası oluşturduğunu irdeliyor.

Osmanlı ordusunun Yunan Devrimi sırasında karşılaştığı zorluklar ve yapısal problemler, özellikle Janisarilerin kaldırılması ve yeni bir askeri düzenin oluşturulması sürecindeki zorluklar tartışılıyor. Bu süreçte yaşanan iç çatışmalar ve ordunun yeniden yapılandırılması, devrimle mücadelede önemli rol oynuyor.

Ekonomik ve Finansal Boyutlar

Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomik ve finansal zorlukları, Yunan Devrimi’nin finansmanı ve devrim sürecindeki ekonomik etkileşimler üzerinde duruluyor. Devrimin, Osmanlı ekonomisine ve özellikle deniz ticaretine etkileri ele alınıyor.

Hukuki ve İdeolojik Mücadeleler

Osmanlı’nın Yunan Devrimi’ni bastırmak için İslam hukukunu ve ideolojik argümanları nasıl kullandığına yönelik tartışmalar, makalede önemli bir yer tutuyor. İmparatorluk içindeki farklı etnik ve dini gruplar arasındaki ilişkilerin, devrim sürecinde nasıl dönüştüğüne dair analizler sunuluyor.

Özavcı ayrıca Osmanlı İmparatorluğu’nun 1839 ve 1856 yıllarında gerçekleştirdiği önemli reformları ve bu reformların toplum üzerindeki etkilerini tartışıyor. İlk olarak, 1839 Tanzimat Fermanı’nda Osmanlı vezirlerinin, Müslüman olmayan tebaa ile Müslüman tebaa arasında hukuki ve sivil haklar bakımından tam bir eşitlik sağlayacak “müsavat” terimini kullanmaktan kaçındıklarını belirtiyor. Bu durum, İslamcı duyarlılıkları provoke etmekten çekinmeleri ve imparatorluk gururundan kaynaklanıyordu. Bununla birlikte, Osmanlı yönetimi, halk arasında Müslüman olmayanların da en azından temel noktalarda Müslümanlarla eşit haklara sahip olduğuna inanılmasını sağlayacak bir dil kullandı. Bu, Osmanlı İmparatorluğu’nun kendisini dünya çapında medeni uluslar arasında konumlandırma çabasının bir parçasıydı.

Ancak, araştırmacıya göre, bu reformların gerçekte uygulanması oldukça zayıf kaldı. Tanzimat Fermanı’nın hedeflediği eşitlik ve adalet sağlama amacı tam olarak hayata geçirilemedi. Bu yetersiz uygulama, 1856 Islahat Fermanı’nda da devam etti ve bu durum, Osmanlı toplumunda yeni isyanlara ve geniş çaplı şiddet olaylarına yol açtı. Reformların düzgün uygulanamaması, imparatorluk içindeki etnik ve dini gruplar arasında süregelen gerilimleri artırdı ve Osmanlı İmparatorluğu’nun uzun vadede karşılaşacağı zorlukları daha da karmaşık hale getirdi.

Özavcı’nın araştırması, Osmanlı İmparatorluğu’nun Yunan Devrimi’ni ele alış biçimindeki derinlemesine tarihsel ve analitik yaklaşımıyla, konuya yeni bir perspektif getiriyor. Makale, Osmanlı’nın iç ve dış politikalarının yanı sıra, büyük devletlerin müdahalesiyle şekillenen 19. yüzyıl siyasi manzarasına ışık tutuyor.

Daha fazla okuyun

Yeni İçerikler