Pazar, Haziran 23, 2024

Osmanlıca Kelimeler ve Anlamları Örnekler

Share

Osmanlıca Kelimeler ve Anlamları ile ilgili örnek cümleler

mamafih : bununla birlikte

- Reklam -

“…Mamafih, ilerlemekten vazgeçmeyi hiç düşünmedi.”

münferit: Tek, ayrı veya kendi başına olan

Cemil Meriç: “Ama bu münferit hayranlıklar aldatmamalı bizi.”

şahika : doruk

- Reklam -

O günlerde, hatta onun şiddetinin şahikasını ifade eden “Yediği nane macununa bak,” sözünü bile sarfetmiyordu.

müteessir : üzülmüş, üzgün

Babam müteessir oldu, beni okşamaya gönlümü almaya çalıştı.

aksülamel : Tepki, reaksiyon

Hassasiyeti etrafta hiçbir aksülamel uyandırmazdı.

mefhum : kavram , mazi : geçmiş , akıbet : sonuç

- Reklam -

Onlar dahi kudret mefhumunu yanlış anladıkları müddetçe şekil ve isimleri ne olursa olsun, çöküp gitmeye mahkûmdur. Maziden ders almayanların akibeti budur…

zillet : aşağılanma

Eve girerken herhangi bir insanın küçük ve kötü bir hareketten sonra duyabileceği zilleti tattım.

insiyak : içgüdü

Garip olarak on beş yaşındaki bir kızda nadir olan dinî insiyak bende çok kuvvetli idi.

tasvip : onama , uygun bulma

Zavallı Ali Şamil Paşa bu kavgayı tasvip etmemişti.

içtimai : toplumsal

Osmanlı devrinin sisteme bağlı içtimaî yardım hissine uyarak, o mahallenin birkaç fakir çocuğu da mektebe verilir, masrafları görülürdü.

müstehzi : alaycı (istihza : gizli ve kinayeli biçimde alay)

Gözleri büyük, mahzun, biraz müstehzi idi.

iltica : sığınma

Soralım mı?” deyince koşarak babamın bürosuna iltica ettim

muzdarip : ızdırap ve acı çeken

O günlerde her küçük kıza bir halayık şakası yaparlar, her küçük kız da bundan mustarip olurdu.

garabet : gariplik, tuhaflık

Uçları âdeta karmakarışık renkli olan bu saçların garabeti herkesi güldürüyor, ondan sonra da bu sıkılık kafamı ağrıtıyordu.

muvaffakiyet : başarı

İftar pek de muvaffakiyetli olmadı.

yeis : umutsuzluktan doğan karamsarlık, üzüntü

Deniz kenarına gidememiş olmam, içimde bir yeis uyandırdı.

itiyat : alışkanlık , tenkit : eleştiri

O günlerde Haminne ile konuşurken borçlanma itiyatlarını tenkit ederdim.

Sabahattin Ali’nin meşhur sözlerinden birinde de geçer bu kelime :

İçimizde şeytan yok… İçimizde aciz var… Tembellik var… İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var.

iptidai : ilkel , mübalağa : abartı

O kadar iptidaî ve mübalâğalı bir hassasiyetle dolu idi ki.

saik : sebep

Bunun saiki belki kendisinin yabancı kaldığı bir âlem yaratmaktı.

tevarüs : Kalıtım yoluyla birinden diğerine geçme.

İkisinden de birçok şeyler tevarüs etmişimdir.

tezahürat : “Hastalıklarda belirtiler” TDK’ya göre. (Burada belirti anlamında)

Hislerinin maddî tezahüratı yoktu, biz de dahil, hiç kimseyi okşayıp, öptüğünü görmedim. Bunun tek istisnası oldu. O da ölüm döşeğinde.

ihtiras : aşırı güçlü istek, tutku

Her halde Haminne’yi büyük bir ihtirasla sevmiş ve hâlâ sevdiğine şüphe yoktu.

şahika : doruk

O günlerde, hatta onun şiddetinin şahikasını ifade eden “Yediği nane macununa bak,” sözünü bile sarfetmiyordu.

Osmanlıca anlamı güzel kelimeler

müteessir : üzülmüş, üzgün

aksülamel : Tepki, reaksiyon

saik : sebep

tevarüs : Kalıtım yoluyla birinden diğerine geçme.

tezahürat : Belirti

ihtiras : aşırı güçlü istek, tutku

mütemadiyen : sürekli, ara vermeden

intikal : geçiş

itidal : ölçülülük , soğukkanlılık

amil : etken, sebep

fazilet : erdem

mukadderat : yazgı

zail : ortadan kalkan

umum : tüm, kamu iştirak : ortaklık (müşterek : ortak)

cüda : çok sevilen bir şeyden ayrı kalmak (Farsça)

müphem : belirsiz , galebe : yengi , muğlak : anlaşılması güç

meşakkat : güçlük

tazip : sıkıntıya sokma, üzme

tecessüs : görme, anlama merakı

mütalaa : ayrıntılı düşünme ile oluşan görüş ve yorum

müfrit : aşırı

ifrat : ölçüyü aşma

peyda : belli, açık (Farsça) hasıl : ortaya çıkan görünen

mütenasip : orantılı

istidat : yetenek

rikkat : naziklik

reva : uygun, yakışır , tedhiş : yıldırı

sakil : çirkin

hülasa : özetle, kısaca

levazım : gerekli olan şeyler, araç ve gereçler

muhtelif : çeşitli , müteşekkil : oluşmuş

memba : kaynak

müşahede : gözlem

vakfetmek : adamak

istinat : dayanma

muvazene : denge

riyazet : nefsin isteklerini kırma

müteyakkız : uyanık, tetikte

nedamet : pişmanlık

elzem : çok gerekli , telakki : kabul etme

tahakkuk : gerçekleşme

tevekkeli : boşuna

ilhak : katma, bağlama

mahiyet : öz, esas

müsavat : eşitlik, denklik

intiba : izlenim

takim : verimsizleştirme , kıtal : vuruşma , birbirini öldürme

ihtilaf : ayrılık , uyuşmazlık

temayül : bir tarafa eğilme, meyletme

lalettayin : Eskimiş, sıradan

intibak : uyum

veçhe : yön

mihnet : sıkıntı

vakar : ağırbaşlılık

metanet : dayanıklılık

müsamaha : hoşgörü

tefsir : yorumlama

mütefekkir : düşünür

taassup : bağnazlık

mukavemet : dayanma, karşı koyma

vecize : özdeyiş

ihsan : iyilik etme

icabet : bir çağrıya gitme

istitrat : sırası gelmişken söylenen söz

mülaki : kavuşan

müşfik : sevecen

teferruat : ayrıntı

efkar : düşünce, fikir

mamafih : bununla birlikte

teşci etmek : cesaretlendirmek , yüreklendirmek

vasıl olmak : ulaşmak, varmak

Daha fazla okuyun

Yeni İçerikler